9 Nisan 2011 Cumartesi

İMT'ye... 


Efsane geçen bir gecenin ardından 
Dudaklarımızda kalan tebessümdü dostluklarımız
Çılgın ama çocuksu ...


Sokak ortasında söylenen 
Yarım yamalak şarkılardı 
Soğuk kaldırımlarda içimizi ısıtan...


B.K.


(08.04.2011 Cuma)

8 Nisan 2011 Cuma

Bir hayal ve bir dilek…








Farklı olsun bugün…

Bölünmemiş bir uykuyla uyansam sabaha.
Fırlayıp yatağımdan , özenle giyinsem.
Dolmuşa binen tembelliğim bugün yürüse mesela…
Yavaşça seyrine dalsa gözlerim yeni bir günün  ve  insan telaşının…
Denize baktığımda  yalnız hissetmesem  örneğin, sen gelmesen aklıma…
Benzetmesem bugün kimseyi sana  ,kesilmese dizlerim birden,
düzenli atsa yüreğim içimdeki karmaşaya inat.
Yürüsem bugün daha da uzağa …
Hiç tanımadığım birinin hayat hikayesini dinlesem,
bir çay ısmarlayıp sigaramı paylaşsam…
Ya da başıboş  bir sokak köpeğiyle geçirsem günümü …
İkimiz de anlatmadan dinlesek …
Vedalaşırken minnet dolu bakışlarla uğurlasak dostluğumuzu.
Mesela, bir kahveye oturup bir gazete alsam elime,
sadece güzel haberlerden oluşan bir gazete…
Okurken gülümseyerek çevirsem sayfaları…
Şaşkın ama mutlu hissetsem …
Hatta hiç araba görmesem bugün…
Öyle bir yoldan yürüsem ki yapaylıktan çok uzak…
Yalnızca parkta oynayan çocukların heyecan dolu sesleri  yetişse kulağıma.
Memnuniyetsiz ve doyumsuz bakışlarla  hiç karşılaşmasam keşke.
Onların yerini her nefesten keyif duyan gülmeyi bilen insanlar alsa bugün…
Ve belki de hiç hayal kurmasam , sadece yaşasam ve görsem…
hayalini kurduğum her şeyin  bir anda karşımda durduğunu…
 kaybettiğimiz bütün o değerlerin yeniden bir zafer kazandığını…
görsem ve ölsem… o anda orada…


Erdem Çakmak

7 Nisan 2011 Perşembe

Dünyayı değiştirmek istemiştik, ama perişanca yenildik.... (Noviembre)

Şaşkınlıkla bakakalmıştı ekrana kız. Gördüklerine inanamamıştı çünkü. Bir daha bir daha baktı, bakakaldı. Hayır, gerçek olamazdı bu, bunu ona yapmış olamazdı. Kalakaldı kız öylece, sessiz ama içinde fırtınalar koparcasına. 


Gördüklerine anlam veremedi, böyle olmamalıydı, nasıl olmuştu da her şey bu hale gelebilmişti, anlayamadı. Bunu hak edecek ne yapmıştı, suçlu muydu, hak etmiş miydi yani? Suçlu olduğu yanlar vardı elbet, masum değildi hiç kimse, ama bu kadarı da ağır gelmişti işte. Hayatta onu çevreleyen, zor anlarında yanında olan arkadaşını kaybetmişti işte. Ya da o öyle olduğunu sanmıştı da yanında değildi hiç bir dem. 


Zor zamanlarda kucaklamışlardı onlar. Anlamaya çalışmışlardı birbirlerini. Ağladıklarını da görmüşlerdi elbet birbirlerinin, ama sevinç dolu anlardı hep onları sarmalayan. Ne de güzel günler geçirmişlerdi birlikte. Neler yaşamışlardı kim bilir! O bilirdi aynı kızın bildiği gibi, ama bilememişti demek ki...


Üzüldü buna kız. Üzülmemeliydi aslında, o da biliyordu. Ama, ama işte içinde birazcık da olsa bir suçluluk duygusu vardı ya, işte o bitiriyordu onu, atamıyordu bunu içinden, silemiyordu zihninden. Kız, o arkadaşını yalnız bırakmıştı biraz. Olamamıştı güzel günlerinde yanında. Ama kendince sebepleri vardı işte. Hem o biliyor muydu neler yaşıyordu o kız, nelere göğüs geriyordu ya da germişti zaten buralara gelmeden çook önceleri. 


Bilmiyor muydu sahi, bilmiyordu besbelli, yoksa ne olursa olsun bırakmazdı arkadaşını o. Sonra kız düşündü, yoksa hiç olmamışlar mıydı dost. Her şey öylesine miydi yani? Bitebilir miydi bir gün de şimdi bitti? Bu ihtimali düşünmek istemedi kız, artık hiç bir şey düşünmek istemediği gibi. Bitmişti her şey, yarım kalmıştı işte. Her şeye yetişemezmiş kız. Yapabileceğini sanmıştı halbuki. Eğer isterse her şeyi yapabileceğine inanmıştı çünkü. Buna inanmayı bırakamazdı, bu onun tek şansıydı. Ama olmadı işte, istediği her şeyi elde edemezdi demek ki, bedeli vardı mutlulukların...


Değiştirmek istemişti bir şeyleri, her şey daha güzel olacaktı, yeni güzel güneşli günlere doğru yol alacaktı...olmadı. Kapanacak mıydı gökyüzü yine, kararacak mıydı yollar? Yine ona düşen yenilmek miydi kaderin karşısında?


Hayır, böyle olmayacaktı, hatalar vardı elbet, ama ödenmesi gereken bedeller bunlardan daha ağır olamazdı, olmayacaktı, buna izin veremezdi, perişanca yenilemezdi böyle güçsüz, perişan, acımasızca...


Sustu yine de kız. Gelecekti onun da günü elbet, ama ne zaman? İşte bunu bilmiyordu kız. Yalnızca bir tek şeyi biliyordu, o da gelecekti o gün işte, gelecekti her şeyin güzel olacağı günler. Zaten güzeldi ama daha da güzel olacaktı işte. Üzemeyecekti bundan böyle hiç bir şey onu. Hatalarından sıyrılmayı bilecekti bu kız yeniden. Onu bir kalemde silenler, o da silecekti acımadan. Hayır, hayır, acıyacaktı işte. Ama acısından doğacaktı yeniden. Hiç bir şeyi unutmadan ama bunların onu yıkmasına da izin vermeden devam edecekti yoluna...


Bir gün o güzel günlerin geleceğine inanarak...


Bir gün!

15 Şubat 2011 Salı

NASIL GİDERSİN SEN BE DELİ İBO!!!


5 Kasım 2010 Cuma sabahı... Porto Havaalanı'ndayız...
Takım bir gece önce Porto ile 1 - 1 berabere kalmış, keyifler yerinde.
Kafileyi İstanbul'a taşıyacak THY uçağının kapısını açmasını bekliyoruz.
Futbolcuların kimi free shop'ta alışverişte, kimi sohbette, kimi kulağında Bose kulaklığı müzik dinliyor.
Kaptan tek başına oturuyor... Elinde kitabı... Alain de Botton’un “Felsefenin Tesellisi”ni okuyor Deli İbo...

Yanına gidiyorum... Yüzünde o her zamanki içten tebessüm beliriyor. "Gel ağabey..." diyor.
Yanına oturuyorum.
Çantasına uzanıyor; siyah Beşiktaş formasını çıkarıyor.
Sırılsıklam... Teri üzerinde... Sırtında "İbrahim" yazıyor. 19...
Dün akşamki maçta giydiği forma. Maç öncesi rica ettiğim, "Kaptanımın forması"...
Teşekkür ediyorum... Alıp, doğrudan çantama koyuyorum.
Bunu görünce, "Oh be ağabey" diyor. "Bak sen de benim gibisin."
Anlamıyorum önce...
Açıklıyor: "Çoğunluk imza istiyor formaya. Ben de diyorum ki, üzerine imza attırıp şu canım formanın özelliğini, güzelliğini niye bozuyorsunuz !"

Böyle bir "Beşiktaşlı" ile vedalaştık biz bugün...

* *

Ankara’da, ofiste, işimin başındayım…
Cep telefonum çalıyor. Ekrandaki isim “İbrahim Üzülmez”.
“Söyle kaptanım…” diye açıyorum.
“Nasılsın abim?..”
“İyiyim kardeşim, çalışıyoruz, uğraşıyoruz… sen?”
“İyi be abim… Bir ricam var senden…”
Anlatıyor…
Detaya girmeyeceğim…
Zor duruma düşmüş biri için yardım istiyor.
“Ankara’da bir tanıdık varsa, rica etsek” diyor…
“Tek başına, sahipsiz, gariban… Namusuyla çalışıyor… Sevaptır be abim” diyor.

Böyle bir “insan” ile vedalaştık biz bugün…

* *

Bir gece evde oturuyoruz eşimle…
İbo arıyor…
Oğlu Emir’in küçük bir sağlık sorunu olduğunu söylüyor, onun tedavisine yardımcı olacak özel bir tatil programı yapmak için fikrimi soruyor.
Eşini, kızını ve küçük oğlunu alıp gidebileceği yerlerle ilgili kafa yoruyoruz.
Kararını veriyor, programını yapıyor, ailece gidiyorlar.
Tatil, Emir’e ilaç gibi geliyor…

Böyle bir “baba” ile vedalaştık biz bugün…

* *

Meslektaşlarının yurt dışı ya da beş yıldızlı “in” tatil köylerini tercih ettiği tatillerde, eşinin memleketi Artvin’deki köye gitmeyi tercih eden…
Meslektaşlarının avukatlarla, menajerlerle gezdiği sözleşme yenileme dönemlerinde, yönetime, “Siz nasılsa benim hakkım olanı takdir edersiniz” deyip boş mukaveleye imza atan…
Meslektaşları 100 bin Dolar için günlerce pazarlık ederken, “Yine en az para bana verildi ama olsun… Allah’a şükür, bu ülkenin koşullarında biz çok iyi para kazanıyoruz” diyen…
Kazandığı parayla yaptığı yatırımlardan elde ettiği gelirle, memleketi Kocaeli’de yıllardır vergi (gayrimenkul sermaye iradı) rekortmenleri listesinde ilk üçte yer alan bir “Deli” ile vedalaştık biz bugün…

* *

“Porto Havaalanı’nda kitap okuyordu” diye başlamıştım yazıya…
Okuduğu kitap ile ilgili yayınlanan haberle bitireyim…

7 Kasım 2010 günü Vatan Gazetesi’nde Erdal Cömert imzasıyla yayınlanan haber şöyle.

{İbo'nun yeni rehberi!

Beşiktaşlı İbrahim Üzülmez'in hiç bilinmeyen bir yönü ortaya çıktı!...

İbo'nun yeni rehberi
Beşiktaş’ın “Deli” lakaplı kaptanı Üzülmez, tam bir kitap kurdu çıktı!

İsviçreli ünlü yazar Alain de Botton’un “Felsefenin Tesellisi” kitabını elinden düşürmeyen 35’lik yıldız, bu kitaptan öğrendikleri sayesinde futbol hayatını nasıl zenginleştirdiği VATAN’a anlattı.

BEŞİKTAŞ’IN “Deli” lakaplı kaptanı İbrahim Üzülmez’in her özelliğini bildiğinizi sanırsınız, değil mi?

Çalışkanlığını, yaşına meydan okuyan enerjisini, dürüstlüğünü, deliliğini vs.. Bu kadarını biz de biliyorduk.. Ama İbrahim Üzülmez’in tam bir kitap kurdu olduğundan haberimiz yoktu.. Porto deplasmanına giden Özlem Akarsu Çelik’in dünkü Akşam’da yer alan yazısında öğrendik ki, dünyanın en popüler yazarlarından biri olan Alain de Botton‘un “Felsefesinin Tesellisi” kitabını seyahat boyunca elinden düşürmemiş İbrahim.. Hemen telefonu çevirdim ve İsviçreli yazarı sordum Üzülmez’e..

İşte Beşiktaş Kaptanı’ndan herkesi şaşırtacak açıklamalar:

“KÖYDE yetişmiş, ortaokul mezunu biri olarak size filozof numarası yapacak değilim.. Açık söyleyeyim, Beşiktaş sayesinde kitap okuyacak noktaya geldim… Son 4-5 senedir de kitaplarla kendime rehabilitasyon uyguluyorum.. Porto’ya giderken havaalanında Alain de Botton’un kitabını seçtim.. Son günlerde okuduğum bir de Donald Trump’ın “Başarıya Giden 101 Yol” kitabı var..”

“SİZ şimdi beni imtihan edersiniz Alain de Botton ile ilgili... Kitabı alana kadar kim olduğunu fazla bilmiyordum.. Bilenlere sordum, felsefeyi günlük hayat diliyle anlatan, çok önemli bir yazarmış.. Gerçekten de öyle.. Ben Felsefenin Tesellisi’nden şunu anladım: Hayatta çok paran olabilir ama çok sağlam dostlukların olmayabilir.. Mal, mülk edinmek için çırpınmanın insana hiçbir hayrı yok.. Onun yerine gerçek dostlar kazanmak için çırpınmak daha büyük zenginlik getiriyor...”

“KİTAPTAN kendi hayatıma uyarladığım kavramlar da var: Mesela insan rahat olmalı... Stres günümüzün hastalığı.. Kafanı acayip şeylere takarsan, bizim işte de, başka işlerde de başarının imkânı yok.. Çünkü stres direkt olarak işe yansıyor.. İyi bir profesyonelin işine odaklanması gerekiyor.. Stresin yaptığın işin önüne geçmesine izin vermeyeceksin...”

“BİR de tek başına yetenek yetmiyor.. Bir yerlere gelmek istiyorsan, yeteneğin yanına çalışmayı da eklemelisin.. O zaman uzun süre başarılı olabiliyorsun.. Kitapta da aynı mantığı görünce sevindim, çünkü bunu yıllardır uyguluyorum.. Tabii İsmail Köybaşı yandı şimdi.. Bu kitabı ona da okutturacağım ve bu mantığı onun kafasına yerleştireceğim..”

“HERKESE tavsiye ediyorum.. Desinler ki, ‘Yahu top peşinde koşan Deli İbrahim bile kitap okuyormuş..’ Ve onlar da okusun.. Kitap okumak bir rahatlama ve kendini iyi hissetme yöntemi.. Rüştü ağabey sayesinde kitap okumaya alıştım.. Seyahatler, kamplar artık kitapsız geçmiyor..”}

İbrahim Üzülmez ile vedalaştık biz bugün...

MURAT ÇELİK

14 Şubat 2011 Pazartesi

















Ahh be Deli İbo... gidişin böyle mi olacaktı!!!

10 Şubat 2011 Perşembe










Her Şey Çok Güzel Olacak
Bir zamanlar fırtınalar estirirdim 
Eskisi gibi değilim şimdi değiştim 
Kumarım yoktur kavga etmem 
Her gece barlara gitmem
Ne bileyim ben, ah ne bileyim ben
Bir kuş kanatlanır şu gönlümden 
Çırpınır çırpınır da uçamaz 
Gene bir davet çıkarsa senden 
Dönerim bilirsin aşığım 
Aşıklar kaçamaz 
Aşıklar kaçamaz
İnsan olmak yetmez yetmiyor zaten 
Süpermen süpermen olmak lazım bazen
Nasıl da yeniden aşık oldum ben 
Bu sevda bambaşka avare eden 
Ne bileyim ben
Bir kuş kanatlanır şu gönlümden 
Çırpınır çırpınır da uçamaz 
Gene bir davet çıkarsa senden 
Dönerim bilirsin aşığım 
Aşıklar kaçamaz 
Aşıklar kaçamaz
Şimdi benim adım ne olur ne olmaz 
Bu işler artık bana inan ki koymaz 
Kiminde az muhabbet kiminde naz 
Sende ne var bende biraz
Ne bileyim ben, ah ne bileyim ben
İnsan olmak yetmez yetmiyor zaten 
Süpermen süpermen olmak lazım bazen
Nasıl da yeniden aşık oldum ben 
Bu sevda bambaşka avare eden 
Ne bileyim ben
Bir zamanlar fırtınalar estirirdim 
Eskisi gibi değilim şimdi değiştim 
Kumarım yoktur kavga etmem 
Her gece barlara gitmem
Mazhar Alanson