![]() |
9 Şubat 2011 Çarşamba
7 Şubat 2011 Pazartesi
GÜCÜNE GÜÇ KATMAYA GİTTİK!...
30 Ocak 2011...
30 Ocak 2011...
Güneşin yüzünü az da olsa gösterdiği dondurucu bir pazar sabahıydı...
Mutluyduk, çünkü BEŞİKTAŞ'ımıza gidiyorduk...
Mutluyduk, çünkü BEŞİKTAŞ'ımıza gidiyorduk...
"Gücüne güç katmaya, formanda buz olmaya, Beşiktaş seninle donmaya geliyoruz" demiştik yolun başında ...
Otobüsümüzün şoföründen durmasını rica edip soluğu büfede aldık :D
Beklettik o kadar da..
Ama onunla da paydamız ortaktı : Beşiktaş!
Ama onunla da paydamız ortaktı : Beşiktaş!
Marşlarla,
kahkahalarla güle oynaya harika bir otobüs yolculuğunun ardından..
Zulümpiyat stadına doğru yol alırken, soğuğu iliklerimizde o anlardan itibaren hissetmeye başlamıştık bile... ama yollardaydık işte..
Dağın başındaki stada vardığımızda, şeytanın bacağını kıracağımıza emindik bu sefer... Alacaktık bu maçı...
İyi günde kötü günde hep omuz omuza olan bizler, yine hep beraberdik..
Zulümpiyat stadına girişte biraz zorluk yaşasak da, takmadık bunu kafaya.. Biz Beşiktaş'ımıza gelmiştik ne de olsa...
Taraftar akın ediyordu soğuğa, akın akın geliyorlardı.. Bir avuç değildik, binlerdik bugün o statta...
Takımımız bugün de vefalıydı, Sakatlanan takım arkadaşları Ersan Gülüm unutulmamıştı..
Sadece iyi gün değil,
kötü günde de dostluğunu göstermişti yine şanlı kartal...
Üst tarafın alt tarafa tezahüratları oldu içimizdeki dostluk... binlerce taraftarın sesi yankılandı stadın soğuk betonlarında...
Daha da goller gelsin istedik...
Kartalım bizi uçursun istedik...
Kartalım bizi uçursun istedik...
Gelmedi, gelemedi ikinci gol..
Üşüyorduk... Daha da üşüdük gol gelmeyince...
Ama deriz ya hep:
"İşte biz kötü günde hep omuz omuzayız,
Övünmek gibi olmasın biz Karakartallıyız!"
Ama deriz ya hep:
"İşte biz kötü günde hep omuz omuzayız,
Övünmek gibi olmasın biz Karakartallıyız!"
Etiketler:
Beşiktaş,
olimpiyat,
twitter kartalları
1 Şubat 2011 Salı
I HAD A DREAM
I was a little girl alone in my little world who dreamed of a little home for me.
I played pretend between the trees, and fed my houseguests bark and leaves, and laughed in my pretty bed of green.
I had a dream
That I could fly from the highest swing.
I had a dream.
Long walks in the dark through woods grown behind the park, I asked God who I'm supposed to be.
The stars smiled down on me, God answered in silent reverie. I said a prayer and fell asleep.
I had a dream
That I could fly from the highest tree.
I had a dream.
Now I'm old and feeling grey. I don't know what's left to say about this life I'm willing to leave.
I lived it full and I lived it well, there's many tales I've lived to tell. I'm ready now, I'm ready now, I'm ready now to fly from the highest wing.
I had a dream
I played pretend between the trees, and fed my houseguests bark and leaves, and laughed in my pretty bed of green.
I had a dream
That I could fly from the highest swing.
I had a dream.
Long walks in the dark through woods grown behind the park, I asked God who I'm supposed to be.
The stars smiled down on me, God answered in silent reverie. I said a prayer and fell asleep.
I had a dream
That I could fly from the highest tree.
I had a dream.
Now I'm old and feeling grey. I don't know what's left to say about this life I'm willing to leave.
I lived it full and I lived it well, there's many tales I've lived to tell. I'm ready now, I'm ready now, I'm ready now to fly from the highest wing.
I had a dream
31 Ocak 2011 Pazartesi
BEŞİKTAŞIM SEVMİŞİZ SENİ !!!
Varsın oLsun üstümüzden gitmesin keder
Siyah beyaz Forman bize bir ömür yeter
Senin Aşkın Uğruna Ölmeye değer!!
Beşiktaşım Sevmişiz Seni...
Siyah beyaz Forman bize bir ömür yeter
Senin Aşkın Uğruna Ölmeye değer!!
Beşiktaşım Sevmişiz Seni...
Senin sevgin uğruna tüm stadlarda
Aç kaldık susuz kaldık deplasmanlarda
Doyduk senin aşkının o sıcaklığıyla
Beşiktaşım sevmişiz seni...
Aç kaldık susuz kaldık deplasmanlarda
Doyduk senin aşkının o sıcaklığıyla
Beşiktaşım sevmişiz seni...
Herşey gider kalbimizden bir sen kalırsın
Gece gündüz aklımızdasın...
Gece gündüz aklımızdasın...
Bizim için sevdadan delirmiş diyorlar
Bilmeyenler nasıl anlasın...
Gördüğümüz anda siyah beyaz rengini
Görmez olduk başka renkleri...
Hiçbirşeye değişmedik senin sevgini
Beşiktaşım o günden beri... ...
Varsın olsun üstümüzden gitmesin keder
Siyah beyaz forman bize bir ömür yeter
Senin aşkın uğruna ölmeye değer
Beşiktaşım sevmişiz seni...
Siyah beyaz forman bize bir ömür yeter
Senin aşkın uğruna ölmeye değer
Beşiktaşım sevmişiz seni...
Senin sevgin uğruna tüm stadlarda
Aç kaldık susuz kaldık deplasmanlarda
Doyduk senin aşkının o sıcaklığıyla
Beşiktaşım sevmişiz seni...
Aç kaldık susuz kaldık deplasmanlarda
Doyduk senin aşkının o sıcaklığıyla
Beşiktaşım sevmişiz seni...
16 Ocak 2011 Pazar
31 Aralık 2010 Cuma
that's life...
SEN Mİ GELDİN 2011, NEREYE GİTMİŞ 2010 Kİ?
evet.... yıl bitmiş.... her şey geride kalmış...koskoca bir yıl geçmiş de haberimiz olmamış... ne de çabuk geçmiş...
hayır hayır... biz istemedik mi geçsin zamanlarımız diye sınavlarımız oldu çabuk geçsin şu sınav demedik mi ? hadi itiraf edelim hepimiz bile isteye geçirdik şu yılı...
ama geçsin gitsin derken bu kadar da çabuk geçeceğini tahmin edemedik elimizden giden zamanın...
peki neler yaşadık neler kaldı elimize?
ooo neler olmadı ki;?
vayy be neler olmuş aslında şöyle bakınca 2010 yılında yaa...
2010 yılından aklımda kalanlar çok çoooooook eğlendiğimizdir....
az mı eğlendik şarkılar söyledik Festivalarda?
kahve festivalinde az mı kahveler içtik , tabi sadece kahve içmedik, o kahveleri içerken kırk yıl hatırı kalacak şeyler de oldu :)
üniversite eğitim hayatımızın ikinci senesi bu yılda geçti, bu yılda olgunlaştık biraz daha...
ama aslında giderek daha da çok, çocuk kalmak isteyen yanımızı korumak isteyerek...
üçüncü sınıfımıza bu sene de başladık başımıza neler geleceğini bilmeden..
sahi ne zorluklar yaşadık 2010 yılının sonbaharında biz böyle...
ama nasıl da istedik aslında bu zorlukları çekmeyi,
yine olsa yine aynısını yapardım dedik hayata inat...
mütercim tercüman olma yolunda ne zorluklar yaşadık ne çok yol katettik de ağladık sızlandık yorulduk o kadar...
ama hep hayata zorluklara inat ohh bee dedik mutluyuz işte...
her zorlukla daha da güçlenmedik mi biz?
her geçen gün daha da artmadı mı mutluluklar, daha sıkı sarılmadık mı hayata?
kabinlerde buddylerimizle geçirdiğimiz zamanların hatrına katlanmadık mı zorluklarına çevirinin?
her gün gazeteler okuyarak yaptığımız vezneciler otobüsü yolculuklarımız unutulur mu?
ardından koşturduğumuz D1 olmadı mı bize o soğuklarda sıcak bir yuva?
D1.... neler gördü geçirdi bizimle ... o da mutluydu bence bizle..
onunla bu yola çıktık zorlu çevirilerimizde... çevirmen olma yolunda o kabinlere sığındık biraz da korktuk onlardan asla...
ama işte geldik bu yılın da sonuna da...
iyi şeyler verdin bize be 2010... iyiydin iyi hadi yine yırttın paçayı..
gelelim sayın 2011'e...
eee şimdi ne olacak, ne yapıcaz biz seninle?
ne gibi planların peşindesin, açık et niyetini!
ben hayata her şekilde gülümsemeye çalışıyorum, sen de bana gülümse olur mu?
ailemle,sevdiklerimle, beni sevenlerle, arkadaşlarımla, dostlarımla geçireceğim sağlıklı güzel ve neşeli günler bekliyorum senden..
anlaştık değil mi?
biliyorum yine de bir sürü garip şeyler çıkaracaksın karşıma
tamam da acaba ne sürprizler yapacaksın acaba?
tamam tamam, sustum sen nasıl biliyorsan öyle yaparsın zaten...
ne de olsa...
"that's life, that's what all the people say,you're riding high in april, shot down in May..."
ama yine de ben de bildiğimi okurum sana karşı haberin olsun !
sonuçta...
it's my life, it's now or never, I ain't gonna live forever, I just wanna live while I'm alive
IT'S MY LIFE...
ve yine imkansız olsa da hayal kurmaya onların peşinden gitmeye başaracağıma inanmaya da devam edeceğim haberin olsun, sakın dalga da geçme...
savaşmaya, dayanmaya, hayata devam...bu şarkıda da olduğu gibi...
"To dream the impossible dream
To fight the unbeatable foe
To bear with unbearable sorrow
To run where the brave dare not go
To right the unrightable wrong
To be better far than you are
To try when your arms are too weary
To reach the unreachable star
This is my quest, to follow that star
No matter how hopeless, no matter how far
To be willing to give when there's no more to give
To be willing to die so that honor and justice may live
And I know if I'll only be true to this glorious quest
That my heart will lie peaceful and calm when I'm laid to my rest
And the world will be better for this
That one man, scorned and covered with scars,
Still strove with his last ounce of courage
To reach the unreachable star...
HOŞ GELMEN DİLEĞİYLE 2011...
evet.... yıl bitmiş.... her şey geride kalmış...koskoca bir yıl geçmiş de haberimiz olmamış... ne de çabuk geçmiş...
hayır hayır... biz istemedik mi geçsin zamanlarımız diye sınavlarımız oldu çabuk geçsin şu sınav demedik mi ? hadi itiraf edelim hepimiz bile isteye geçirdik şu yılı...
ama geçsin gitsin derken bu kadar da çabuk geçeceğini tahmin edemedik elimizden giden zamanın...
peki neler yaşadık neler kaldı elimize?
ooo neler olmadı ki;?
vayy be neler olmuş aslında şöyle bakınca 2010 yılında yaa...
2010 yılından aklımda kalanlar çok çoooooook eğlendiğimizdir....
az mı eğlendik şarkılar söyledik Festivalarda?
kahve festivalinde az mı kahveler içtik , tabi sadece kahve içmedik, o kahveleri içerken kırk yıl hatırı kalacak şeyler de oldu :)
üniversite eğitim hayatımızın ikinci senesi bu yılda geçti, bu yılda olgunlaştık biraz daha...
ama aslında giderek daha da çok, çocuk kalmak isteyen yanımızı korumak isteyerek...
üçüncü sınıfımıza bu sene de başladık başımıza neler geleceğini bilmeden..
sahi ne zorluklar yaşadık 2010 yılının sonbaharında biz böyle...
ama nasıl da istedik aslında bu zorlukları çekmeyi,
yine olsa yine aynısını yapardım dedik hayata inat...
mütercim tercüman olma yolunda ne zorluklar yaşadık ne çok yol katettik de ağladık sızlandık yorulduk o kadar...
ama hep hayata zorluklara inat ohh bee dedik mutluyuz işte...
her zorlukla daha da güçlenmedik mi biz?
her geçen gün daha da artmadı mı mutluluklar, daha sıkı sarılmadık mı hayata?
kabinlerde buddylerimizle geçirdiğimiz zamanların hatrına katlanmadık mı zorluklarına çevirinin?
her gün gazeteler okuyarak yaptığımız vezneciler otobüsü yolculuklarımız unutulur mu?
ardından koşturduğumuz D1 olmadı mı bize o soğuklarda sıcak bir yuva?
D1.... neler gördü geçirdi bizimle ... o da mutluydu bence bizle..
onunla bu yola çıktık zorlu çevirilerimizde... çevirmen olma yolunda o kabinlere sığındık biraz da korktuk onlardan asla...
ama işte geldik bu yılın da sonuna da...
iyi şeyler verdin bize be 2010... iyiydin iyi hadi yine yırttın paçayı..
gelelim sayın 2011'e...
eee şimdi ne olacak, ne yapıcaz biz seninle?
ne gibi planların peşindesin, açık et niyetini!
ben hayata her şekilde gülümsemeye çalışıyorum, sen de bana gülümse olur mu?
ailemle,sevdiklerimle, beni sevenlerle, arkadaşlarımla, dostlarımla geçireceğim sağlıklı güzel ve neşeli günler bekliyorum senden..
anlaştık değil mi?
biliyorum yine de bir sürü garip şeyler çıkaracaksın karşıma
tamam da acaba ne sürprizler yapacaksın acaba?
tamam tamam, sustum sen nasıl biliyorsan öyle yaparsın zaten...
ne de olsa...
"that's life, that's what all the people say,you're riding high in april, shot down in May..."
ama yine de ben de bildiğimi okurum sana karşı haberin olsun !
sonuçta...
it's my life, it's now or never, I ain't gonna live forever, I just wanna live while I'm alive
IT'S MY LIFE...
ve yine imkansız olsa da hayal kurmaya onların peşinden gitmeye başaracağıma inanmaya da devam edeceğim haberin olsun, sakın dalga da geçme...
savaşmaya, dayanmaya, hayata devam...bu şarkıda da olduğu gibi...
"To dream the impossible dream
To fight the unbeatable foe
To bear with unbearable sorrow
To run where the brave dare not go
To right the unrightable wrong
To be better far than you are
To try when your arms are too weary
To reach the unreachable star
This is my quest, to follow that star
No matter how hopeless, no matter how far
To be willing to give when there's no more to give
To be willing to die so that honor and justice may live
And I know if I'll only be true to this glorious quest
That my heart will lie peaceful and calm when I'm laid to my rest
And the world will be better for this
That one man, scorned and covered with scars,
Still strove with his last ounce of courage
To reach the unreachable star...
HOŞ GELMEN DİLEĞİYLE 2011...
8 Mart 2010 Pazartesi
İMKANSIZI BAŞARDI !
ABD'li oyuncu Sandra Bullock iki gün içinde hem en kötü kadın oyuncu hem de en iyi kadın oyuncu ödülü almayı başararak imkansızı başardı! Bullock böylece iki ödülü aynı yıl alan ilk oyuncu oldu. Amerikan sinemasının "en kötülerinin" ödüllendirildiği "Ahududu Ödülleri" (Razzie Award), geleneğe uygun biçimde, Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisinin "en iyileri" seçtiği Oscar ödüllerinden bir gün önce açıklandı. "The Blind Side" filmindeki rolüyle Oscar'ın önde gelen en iyi kadın oyuncu adayları arasında bulunan Sandra Bullock'a, "All About Steve" filmindeki rolünden dolayı "en kötü kadın oyuncu" ödülü verildi. "Ahududu Ödülleri"nin dağıtım törenine diğer adayların aksine Bullock da katıldı.
Sandra Bullock hem en iyi hem de en kötü kadın oyuncu ödülünü kazanmayı becerdi
Bir gün sonra ise 82. Oscar ödülleri Los Angeles'ta yapılan görkemli törenle sahiplerini buldu. Sandra Bullock, Oscar töreninde ise 'The Blind Side' filmiyle en iyi kadın başrol oyuncu ödülünün sahibi olarak ilginç bir tesadüfe imza attı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













